Aşk kavramı insanoğlunun varoluşundan itibaren kendini gösteren bir duygu bütünlüğüdür. Aşk, kendi başına bir duygu değildir aslında birçok duyguyu içinde barındıran bir olgudur, bir yaşayıştır.

Aşkın tanımı, varoluş biçimi insandan insana farklılık gösterir. Genelde oluşan bir ihtiyaçtan kaynaklanır. Kişi, hayatında bir boşluk hissediyorsa, kendini değerli hissetmiyorsa aşık olma ihtimali daha da artar.

Aslında kime aşık oluruz sorusunun cevabı bence iki türlüdür: “Anneme benzeyen ya da anneme benzemeyen” şeklinde. Örneğin bir anne çocuğunun aç olup olmadığını, üzerine hırka giyip giymediğini, moralinin bozuk olup olmadığını sorgulayabilir. Bu, aslında sevginin, hatta karşılıksız sevginin en doğal halidir. Bu durum erkekte de kadında da aynıdır. Kadınlar da “annesi gibi seven veya annesi gibi sevmeyen” erkekleri tercih eder; erkekler de aynı şekilde. Kişi, şayet annesinin sevgisinden memnunsa annesi gibi seven adam veya kadına aşık olur. Eğer annesinin sevgi ve ilgi gösterme biçiminden memnun değilse, bunu bir müdahale ya da baskı olarak algılamışsa annesinin tam tersi kadın veya erkeğe aşık olur.

Peki Sorun Nerede Başlar?

İlişkinin başlarında gösterilen ilgi ve yakınlık davranışı ilerleyen dönemlerde değişirse kişide büyük bir hayal kırıklığı ile birlikte umutsuzluğa sebep olur. Açık konuşmak gerekirse, ilk zamanlarda annesi gibi ilgi gösteren kadın veya erkek bunu sırf karşısındakini elde etmek için yapmışsa bu, büyük ölçüde manevi hasara yol açar. Ama durum böyle değilse, kişinin ilk başlarda gösterdiği davranışlar zaten kişiliğinin bir parçası ise gösterilen ilgi azalmış olsa da ilişki devam eder.